Mim dalgasını başlatan Burak‘ın da dediği gibi; Son zamanlarda Türk blogcuların sayısı gerçekten arttı. Tabi bu artış sadece blog camiyasında olmadı, Türkler internetin birçok alanında ciddi artışlar göstermeye başladırlar. Bu durumun iyi ya da kötü olduğu elbet tartışılır, ben bu konuda bir tartışmaya hiç girmeden bana yöneltilen mim doğrultusunda sorulan soruya cevap vermek istiyorum;
Yaklaşık 2 yıldır internet teknolojileri, web tasarım, programlama konularında blog yazıyorum. Çok ciddi ve profesyonel çalışmalarım olmadı, kendi çapımda basit çalışmalarımla birşeyler yapmaya ve bu yaptıklarımı internet günlüğümde paylaşmaya çalıştım. İlk zamanlarda gerekli gereksiz çoğu konuda yazı yazardım, çoğunluğu alıntı olurdu.
Gün geçtikçe alıntı yazılarla dolan taşan blog’a “benim blog’um” dediğimde içimde bazı burukluklar hissetmeye başladım. Tabi bu vicdan meselesidir, herkesde aynı hissi vermez bu doğaldırda. İlk açtığım blogum böyle yazılarla dolup dolup taşarken bu mesele nedeniyle artan ziyaretçi sayılarına bile sevinemiyordum. Zamanla blogumdan ilgiyi kestim ve bıraktım. Şimdi ise elde ettiğim bu vicdani ve mantıki tecrübe üzerine yeni bir blog ile yeniden yazmaya başladım. “Teyt”. Peki işte şimdi neden blog yazıyorum? (devamı…)
Ali‘nin bu mimini biraz geç de olsa şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. 19′ de 1280*1024 çözünürlükte bir ekran görüntüsüne sahip masaüstüm var (: Eski zamanlardan hatırlarım masaüstümde bir tanecik boş yer kalmazdı. Şimdi bir klasör oluşturdum ve masaüstümü haftada bir komple onun içine atıyorum (bkz: uzay klasörü), program kısayollarım hariç. Eğer sizin de masaüstünüz hemen doluşuyorsa öneririm, mesela Ali’ye mutlaka öneriyorum.. Ne demişler göz görmeyince gönül katlanıyor. Bende bu ekran görüntümde masaüstümdeki dosyaların boyutunuda belirtmek istedim. İşte mimin konusu ve bahsi geçen masaüstüm. Ve devamı için, Mert‘e ve Bilal‘e mimliyorum ..
Bu sıralar yeni blog yazar arkadaşlarla tanışmamla beraber seri bir şekilde mim yağmuru altına tutuldum, bunlardan en çok ilgimi çeken ve desteklemekte ısrar ettiğim içerik hırsızlığı konusu oldu, blog yazarı arkadaşım E. Ali‘nin başlatmış olduğu ve Muhammet arkadaşımından bana mimlenmiş olduğu bu konuyu, E. Ali’nin yazısında anlattığını aynen sizlere paylaşmak istiyorum.
Özgün Olmayan İçeriğin Sakıncaları
Çoğu blogcular içerik olarak başka yerlerden yazı çalmaktadır. Sitelerini olabildiğince zengin içerikli yapmak istemelerindeki başlıca sebep reklâm gelirleridir. Google’dan Adsense hesabına sahip olmak nasılsa kolay…
Eğer siz de başka yerlerden izinsiz alıntılarla sitenizi şişiriyorsanız aşağıdaki satırları dikkatle okuyun:
Sitenizde yayınladığınız yazıların gerçek sahipleri sizi gerekli yerlere şikâyet eder. Böylece Google sizin Adsense hesabınızı temelli iptal eder ve artık hiçbir zaman kendi adınıza tekrar Adsense hesabı alamazsınız. Ayrıca birikmiş paranız varsa size ödenmez. Her gün bir iki blogcunun Adsense hesaplarının iptal edildiğini duyuyoruz. Oldukça yaygın bir şey. Hesabı kapanan blogcular hayret ediyor: Ben Adsense sözleşmesine uygun davrandım diyor. Oysa çok önemli bir şeyi hiç düşünmemişti: Çalıntı yazılar yüzünden çok kişi tarafından defalarca şikâyet edilebileceğini!
İlk olarak bu güzel mimi bana şutlayan sevgili dostum Ali‘ye teşekkürlerimi iletiyorum. Dışardan seçkin program arayışında olanlar için güzel bir konu. Profesyonel kişiler kullandıkları harika yazılımları başkalarıyla paylaşmayı sevmezler, ama ben bu düşünceyi çok itici görüyorum. Zaten Türkiye’nin internet dünyasında bilginin yem olarak kullanılması ve en ufak şeyin bile ticarete dökülüp gelişimin sağlanmaması konusunda yeterince uzmanız. Şimdilik konumuz bu değil tabiki (: Başlığı, mim dalgasının adetini bozmamak için değiştirmek istemedim. Ben uzun zamandır tasarımla ilgilenmiyorum, bu yüzden programlamada kullandığım programları sizlerle paylaşacağım. Daha fazla uzatmadan giriyorum : (devamı…)